Kariyerim var, Çocuğum Yok.


  Ankara garında yaşlı bayan gayet mutsuz ve yalnız bir şekilde oturuyordu. İlgimi çekti, yanına oturdum. “ Dikkat et kızım! Paketimde kırılacak malzemeler var.” “ Tamam teyzeciğim, yolculuk nereye? dedim.” “ Malatya’ya gidiyorum. Fakat yalnız gidiyorum. Gözlerim az görüyor. Böyle olunca çok zor oluyor” dedi yaşlı bayan. Bunun üzerine “ İnşallah yanınıza iyi birisi otururda sıkılmazsınız” dediğimde, “Yalnız kalmak istiyorum, konuşmak istemiyorum. Biletimi tekli koltuklardan aldım” diye karşılık verdi yaşlı bayan.

 “ Çocuklarınız yok muydu? Diye sorduğumda , yaşlı bayan, “ Çocuk doğurmadım, ayak bağı olurdu. Eşim doktor. Ben de yüksek mevkili bürokratım. Öyle olunca evden bazen uzun süre ayrı kalmak zorundayım. Hizmetçimiz var, çocuk için mürebbiye tutacak durumumuzda var, fakat çocuk,ebeveynlerinden ayrılığa dayanamaz. Onun için çocuk mu, iş mi, diye tercih yapmam gerekiyordu. Bende kariyerimi seçtim. Dostlarımız çok, ama şimdi yalnınız. Gözlerimin tedavisi için, ayda 4 defa Cerrahpaşa Tıp’a gidiyorum. Bazen eşim arkadaş oluyor, olamazsa yeğenlerim karşılayıp ilgileniyorlar. Şimdi de memlekete gidiyorum. Kızım, Bana simit alabilir misin? Gördüğün gibi önümü zor görüyorum” diye acı bir karşılık verdi.
Titreyen elleriyle kavradığı simitleri çantasına koymaya çalışırken sordum: “ Teyzeciğim sizi öpebilir miyim? Çocuğunuz olduğumu farz edin.” Yanaklarından süzülen damlalar eşliğinde, dudaklarından son cümleleri sıraladı: “ Evet yalnızım. Param, kariyerim, rütbem var ve uzman tıpçıyla evliyim. Ama elimi kavrayıp trene bindirecek, çantamı taşıyacak, beni omuzlayacak, canımdan, ciğerimden bir parçam yok. Yok, yok, çocuğum yok!”